İnsan davranışlarını gözlemlerken beni en çok şaşırtan şey, aynı kişinin kısa zaman aralıklarında bambaşka tepkiler verebilmesi. Bir gün son derece kararlı ve motiveyken, ertesi gün kararsız, huzursuz ya da içe kapanık olabiliyoruz. Bu ruh hâli değişimleri çoğu zaman “gel git” olarak adlandırılıyor. Peki, gel git olayı en çok nerelerde görülür? Bu soruya yalnızca yüzeysel bir yanıt vermek yerine, bilişsel, duygusal ve sosyal psikoloji perspektifinden bakmak; insan zihninin dalgalı doğasını anlamaya yardımcı olabilir.
Aşağıda, gel git olgusunu yalnızca bir ruh hâli değişimi olarak değil; düşünce kalıpları, duygusal düzenleme süreçleri ve sosyal etkileşim ağları içinde şekillenen çok katmanlı bir fenomen olarak ele alacağım.
Gel Git Olayı En Çok Nerelerde Görülür?
“Gel git” ifadesi gündelik dilde kararsızlık, ani duygu değişimi ya da tutarsız davranışlar için kullanılır. Psikolojik açıdan ise bu dalgalanmalar; bilişsel çatışmalar, duygusal regülasyon zorlukları ve sosyal baskılarla ilişkilidir.
Araştırmalar, ruh hâli dalgalanmalarının özellikle şu bağlamlarda daha sık gözlemlendiğini gösteriyor:
– Ergenlik ve genç yetişkinlik döneminde
– Yoğun stres ve belirsizlik içeren ortamlarda
– Yakın ilişkilerde (romantik ilişkiler, aile içi bağlar)
– Kimlik oluşum süreçlerinde
– Yüksek rekabet ve performans baskısı bulunan iş ortamlarında
Ancak mesele yalnızca “nerede” sorusu değil. Asıl dikkat çekici olan, zihinsel süreçlerin bu dalgalanmaları nasıl ürettiğidir.
Bilişsel Psikoloji Boyutuyla Gel Git
Bilişsel Çelişki ve Kararsızlık Alanları
Bilişsel psikoloji, düşünce kalıplarımızın davranışlarımızı nasıl şekillendirdiğini inceler. “Gel git” davranışı çoğu zaman bilişsel çelişki (cognitive dissonance) ile bağlantılıdır.
Leon Festinger’in ortaya koyduğu bilişsel çelişki kuramına göre, bireyler çelişkili inançlara veya tutumlara sahip olduklarında psikolojik rahatsızlık yaşar. Bu rahatsızlık, karar verme süreçlerinde ileri–geri hareketlere yol açabilir.
Örneğin:
– Bir iş teklifini hem çok istemek hem de risklerinden korkmak
– Bir ilişkide kalmak ile ayrılmak arasında gidip gelmek
Meta-analizler, özellikle yüksek belirsizlik içeren karar durumlarında bireylerin daha fazla zihinsel dalgalanma yaşadığını ortaya koyuyor. Bu durum prefrontal korteksin karar verme süreçleri ile limbik sistemin duygusal tepkileri arasındaki gerilimle açıklanıyor.
Kendi hayatımda da önemli kararlar alırken içimde iki ayrı sesin konuştuğunu fark ettiğim zamanlar oldu. Biri mantıklı, hesaplı ve temkinliyken; diğeri sezgisel ve duygusaldı. Belki de gel git olayı, zihnin tek bir merkezden değil, çoklu sistemlerden yönetildiğinin bir göstergesidir.
Belirsizlik Toleransı ve Zihinsel Esneklik
Güncel araştırmalar, belirsizliğe tahammül düzeyi düşük bireylerde ruhsal dalgalanmaların daha sık görüldüğünü gösteriyor. Belirsizlik toleransı düşük olan kişiler, netlik arayışı içinde sık sık fikir değiştirebiliyor.
Burada zihinsel esneklik devreye giriyor. Bilişsel esneklik yüksek olan bireyler, değişen koşullara daha uyumlu tepki verirken; düşük esneklik, gel git davranışını artırabiliyor.
Bu noktada şu soru ortaya çıkıyor:
Kararsızlık gerçekten zayıflık mı, yoksa zihinsel olasılıkları değerlendirme kapasitesinin bir yan ürünü mü?
Duygusal Psikoloji Perspektifi
Duygusal Dalgalanmalar ve Regülasyon
Duygular sabit değildir. Nöropsikolojik çalışmalar, duygusal deneyimlerin anlık hormonal ve çevresel etkenlerle değiştiğini gösteriyor. Kortizol seviyeleri, uyku düzeni, sosyal geri bildirimler… Hepsi ruh hâlimizi etkileyebilir.
“Gel git” olayı en çok şu duygusal durumlarda görülür:
– Yoğun romantik ilişkiler
– Kaygı bozukluğu belirtilerinde
– Duygusal bağımlılık örüntülerinde
– Yüksek hassasiyet gösteren bireylerde
Burada duygusal zekâ önemli bir rol oynar. Duygusal zekâ; duyguları tanıma, anlama ve düzenleme becerisidir. Yüksek duygusal zekâya sahip bireyler dalgalanmaları fark eder ama bu dalgalar tarafından sürüklenmezler.
Ancak literatürde bir çelişki var. Bazı çalışmalar, duygusal farkındalığı yüksek bireylerin duygu değişimlerini daha yoğun yaşadığını; bazıları ise daha dengeli olduklarını gösteriyor. Bu farklılık, ölçüm yöntemlerinden mi kaynaklanıyor, yoksa duygusal farkındalığın iki uçlu bir kılıç olmasından mı?
Bağlanma Stilleri ve Gel Git
Bağlanma kuramı, gel git davranışının en sık görüldüğü alanlardan birini açıklar: yakın ilişkiler.
Kaygılı bağlanma stiline sahip bireylerde şu örüntüler sık görülür:
– Aşırı yakınlaşma isteği
– Sonra ani geri çekilme
– Onay arayışı ve ardından mesafe koyma
Bu gel gitler aslında duygusal güven arayışının bir dışavurumudur. Vaka çalışmalarında, özellikle çocuklukta tutarsız bakım deneyimleyen bireylerin yetişkinlikte daha fazla ilişki dalgalanması yaşadığı görülmüştür.
Kendi gözlemlerimde de, güven duygusu güçlendikçe dalgalanmaların azaldığını fark ettim. Belki de gel git, güven eksikliğinin görünür hâlidir.
Sosyal Psikoloji Boyutuyla Gel Git
Sosyal Ortamlar ve Kimlik Baskısı
Gel git olayı en çok nerelerde görülür? Sosyal baskının yoğun olduğu ortamlarda.
Özellikle:
– Sosyal medya platformlarında
– Rekabetçi iş alanlarında
– Ergenlik dönemindeki akran gruplarında
Sosyal etkileşim içinde bireyler, kimliklerini sürekli yeniden müzakere ederler. Bir ortamda özgüvenli görünen bir kişi, başka bir bağlamda çekingen olabilir.
Sosyal kimlik kuramı, bireylerin ait oldukları gruplara göre davranışlarını şekillendirdiğini söyler. Bu da bağlama göre değişen tutumlara yol açar.
Sosyal medyada bu durum daha belirgindir. Kişi, beğeni aldığında yükselir; eleştirildiğinde geri çekilir. Dijital ortam, adeta psikolojik bir medcezir alanıdır.
Toplumsal Belirsizlik ve Kolektif Gel Git
Gel git yalnızca bireysel değil, kolektif düzeyde de yaşanabilir.
Ekonomik kriz dönemlerinde toplumların umut ve kaygı arasında gidip geldiği görülür. Pandemi sürecinde yapılan çalışmalar, insanların güven ile korku arasında dalgalandığını ortaya koymuştur.
Toplumsal belirsizlik arttıkça:
– Karar verme süreçleri zorlaşır
– Güven duygusu azalır
– Kutuplaşma artar
Bu da bireysel psikolojik dalgalanmaları tetikler.
Nörobilimsel Bağlantılar
Beynin ödül sistemi (dopamin yolları) ve tehdit algısı sistemi (amigdala) arasında sürekli bir denge arayışı vardır. Gel git davranışı, bu iki sistem arasındaki mikro çatışmaların davranışa yansıması olabilir.
Fonksiyonel MR çalışmalarında, kararsızlık yaşayan bireylerde anterior singulat korteks aktivitesinin arttığı görülmüştür. Bu bölge, çatışma izleme ile ilişkilidir.
Bu bulgular bize şunu düşündürüyor:
Gel git, zayıf bir karakter özelliği değil; karmaşık bir sinirsel sürecin dışavurumu olabilir.
Kendi İçsel Gelgitlerimizi Sorgulamak
Şimdi şu soruları kendimize sorabiliriz:
– Kararsız kaldığım anlarda gerçekten neyi korumaya çalışıyorum?
– Hangi sosyal ortamlar beni daha fazla dalgalandırıyor?
– Duygularımı tanıyor muyum, yoksa yalnızca onlara tepki mi veriyorum?
– Gel git yaşadığım alanlarda güven mi eksik, yoksa bilgi mi?
Bazen gel gitlerimiz, henüz netleşmemiş değerlerimizin işaretidir. Bazen de fazla uyaranın yarattığı zihinsel yorgunluğun sonucudur.
Psikolojik Çelişkiler ve Açık Sorular
Araştırmalar bazı noktalarda birbirini desteklerken, bazı alanlarda çelişir:
– Yüksek duyarlılık mı daha fazla dalgalanma yaratır, yoksa daha iyi regülasyon mu sağlar?
– Kararsızlık zekâ ile mi ilişkilidir, yoksa kaygı düzeyiyle mi?
– Sosyal medya dalgalanmayı artırır mı, yoksa sadece görünür kılar mı?
Bilim kesin cevaplar vermekten çok, doğru soruları üretmemizi sağlar.
Sonuç: Gel Git İnsan Olmanın Bir Parçası mı?
“Gel git olayı en çok nerelerde görülür?” sorusuna tek bir yanıt vermek mümkün değil. Bu dalgalanmalar:
– Zihinsel çatışmaların olduğu karar alanlarında
– Duygusal bağlanmanın yoğun olduğu ilişkilerde
– Sosyal baskının yüksek olduğu ortamlarda
– Kimlik arayışının sürdüğü dönemlerde
daha belirgin hâle gelir.
Ancak belki de asıl mesele şu:
Gel git tamamen ortadan kaldırılması gereken bir şey mi, yoksa gelişimin doğal bir aşaması mı?
Denizin dalgalanması gibi, zihnimiz de hareket hâlindedir. Sabitlik her zaman sağlık göstergesi değildir; bazen değişim kapasitesi, canlılığın işaretidir.
Kendi içsel gelgitlerinizi gözlemlemeye başladığınızda ne fark ediyorsunuz?
Dalga geldiğinde ne yapıyorsunuz: direniyor musunuz, yoksa akışa mı bırakıyorsunuz?
Belki de psikolojik olgunluk, dalgaların hiç olmaması değil; o dalgalarla nasıl yüzüleceğini öğrenmektir.