Kibriya’u Azamet Hakk’a Yarar Kul Olanda Bu Sıfat Ne Arar?
Herkesin bildiği bir şey var: İnsanların ego seviyeleri bir başkadır. Ama bir de “kibri” dediğimiz bir kavram var ki, o bambaşka bir şey. Bu yazıda tam da o “kibriya”dan bahsedeceğiz, ama nasıl mı? Her zamanki gibi, biraz Mizah, biraz da içsel monologla… Çünkü mesele aslında bir kavramın ne kadar “büyük” olduğu değil, onu gerçekten anlayabilen insanların olmasında gizli.
Kibriya ve Azamet: Gerçekten Ne Anlama Geliyor?
“Kibriya’u Azamet” öyle bir şey ki, bizim gibi normal insanlar için abartı gibi gelebilir. Düşünsenize, “bu sıfat ne arar?” sorusunu sorarken, bir yanda egosu kabaran bir insan, diğer yanda bu sıfatı hak eden bir kul var. Hani şu, yere göğe sığdıramadığınız tipler vardır ya, onları tanıdınız mı? O kadar “büyük” hissediyorlar ki, yanlarından geçerken, yer çekimi bile bir süreliğine kayboluyor gibi gelir. İşte, bu “büyük”lük, Kibritli bir çöpün sonu gibi bir şey. Bir yanda ateş var, ama tutuşmazsanız bir işe yaramaz.
Şimdi, bu “kibr” ile ilgili olarak derin düşüncelerime de değinmek istiyorum. İzmir’in kafelerinden birinde, bir grup arkadaşla otururken, birinin “Benim kimseye ihtiyacım yok, her şeyi kendim yaparım!” demesiyle yerinden kalktım. Benim iç sesim o anda şöyle söylüyordu: “Ya senin o büyük ego, o kadar ‘kibriya’ falan, hiç kimseye hizmet etmeyen bir buzdağından başka bir şey değil!”
Birçok insan, “kibri”yi güç, kudret ve büyük bir “ben” olarak tanımlar. Ama işin gerçeği, ne kadar azametli olursanız olun, asıl önemli olan bunları ne amaçla kullandığınızdır. Hakk’a yarar bir kul olduğunda, kibir sadece bir maskeden ibaret olur. Peki, bu maskeyi giyen bizler neye odaklanmalıyız?
Kibriya ve Hakikatin Harmanlandığı Nokta
Hani bazen derler ya, “Herkesin bir derdi var.” Benim derdim şu: Ne kadar kibirli olursanız olun, bir noktada “hakikat” size kapılarını aralar. Kibriya’u Azamet’in gerçek sahibi, göklerdeki kudretini değil, yeryüzündeki mütevaziliğini sergiler. Bunu, şu esprili bakış açımla anlatmak gerekirse: Kibirli biri bir kafede kahve içerken, iç sesim ona şöyle diyor: “Bir an dur, o kahveni bana ver, belki senin yerine benim yudumlamam gerekir. Benim ego seviyem, seninkini geçti! Hadi bakalım!”
Ama tabii ki o kadar da basit değil. Çünkü kibir, ego değil, aslında kendini tanıma ve içsel bir büyüklük meselesi. Bir insan ne kadar büyürse büyüsün, eğer o büyüklüğünü başkalarına hizmet etmek için kullanıyorsa, işte o zaman gerçek kibir ve azamet devreye girer.
“Kul Olanda Bu Sıfat Ne Arar?” – İçsel Düşüncelerim
Bazen bu soruyu kendime sorarım. Kul olmak ve bu dünyada bir yer edinmek aslında ne demek? Çünkü herkes “kibir”i bir tür üstünlük göstergesi olarak kullanırken, çoğu zaman gerçeği kaçırır. Bir bakmışsınız, önde duran kişi arka planda tamamen farklı biri olabilir.
Hayatımı sürekli analiz etsem de, bir türlü bulamıyorum o “kibriya ve azamet” sıfatını hakkıyla taşıyan birini. Çevremdeki çoğu insan, sosyal medya paylaşımlarında ya da kalabalık ortamlarda “büyük” bir izlenim bırakmaya çalışıyor ama bir dakika, biraz durup düşünelim. Gerçekten büyük olmak, sadece gösteriş yapmakla mı olur? Şöyle diyorum, evet, belki de en büyük kibir, hiç kibirli olmamaktır. Kibirli bir kişi kendisini büyük göstermek için çabalar ama en büyüğü, başkalarını küçültmeden büyüyebilen kişidir.
Bir arkadaşımın tavsiyesiyle bir gün, İzmir’deki Kemeraltı Çarşısı’na gittim. İnsanların caddelerde yürürken yüzlerindeki kibirli ifadeleri, iç sesimle şöyle yorumladım: “Bu kadar ‘kibri’yi nasıl taşıyorsunuz? O kadar büyük görünüyorsunuz ama sanki her an düşecek gibisiniz.” Şu da var, bir insanın azameti dışa vurdukça, içindeki boşluk da büyür.
Kibriya ve Toplumun Algıları
Çevremdeki insanların kibirli olma eğilimleri, kimi zaman bana çok garip gelir. Çünkü kibir ve azamet genellikle yanlış algılanır. Toplumun çoğu zaman, başarılı olmakla kibirli olmak arasındaki farkı ayırt edemediği çok olur. Sosyal medyada gösteriş yapan insanlara bakınca, bazen iç sesim şöyle der: “Bana bakma, seni izliyorum! Bir an var ya, ekranın öbür tarafından nasıl göründüğünü görmek isterdim. Ama olmuyor işte, kalıplaşmış egolar var!”
Kibriya, genelde “büyüklük” olarak algılansa da, daha çok “kendini bilmek”le ilgilidir. Ne kadar azametli bir pozisyonda olursanız olun, insanlara hizmet etme amacınız yoksa, o zaman kibirli oluyorsunuz. Oysa ki, gerçek büyüklük, başkalarını küçültmeden, onlara yardım etme yolunda ortaya çıkar. İzmir’deki bir çay bahçesinde, bir arkadaşımın bu konuda söyledikleri de aklımda hep kalır: “Büyüklük, başkalarına gözyaşı dökmeden de olabiliyor.”
Sonuç: Kibriya ve İçsel Büyüklük
Günümüz dünyasında kibir, insanları bir “sosyal statü” göstergesi gibi kullanılıyor. Ancak, Kibriya’u Azamet hakk’a yarar kul olanda, sadece dış görünüş değil, içsel anlamda da bir derinlik taşır. Gerçekten büyüyen insanlar, kibirlerini bir kenara bırakıp, başkalarına hizmet ederler. Ne kadar azametli olursanız olun, nihayetinde önemli olan, diğerlerinin hayatını güzelleştirmenizdir.
Evet, benim gibi sıradan bir adam için, bazen işler karmaşıklaşıyor. Ama belki de bir gün, herkesin kibirini bırakıp gerçekten büyük olduklarını görebileceği bir dünyada yaşayacağız. O zaman, “kibri”nin ne kadar havalı olduğunu düşünmek yerine, aslında gerçek büyüklüğün sadece hizmet ve içsel bir dinginlik olduğunu anlayacağız.
Bugünlük de bu kadar. Kibirinizi bırakın, ama kimseyi de küçümsemeyin. Hem ne demişler, “Kibriya’u azamet hakk’a yarar kul olanda bu sıfat ne arar?”